Dayanıklı Sivil Toplum için El Ele Projesi

Projenin resmi adı STK’ların Kurumsal Kapasitesinin Geliştirilmesi ve Belediyelerle İşbirliğinin Güçlendirilmesi’dir.

Proje, STK’lardan ve İzmir, Afyonkarahisar ve Ankara’daki yerel yönetimlerden kentsel dayanıklılık konusunda gelen doğrudan taleple tetiklendi. Türkiye afet riski yüksek bir ülke. Ülkenin %95’inden fazlası dünyanın en aktif deprem ve heyelan bölgelerinden birinde yer almaktadır. Nüfusun %70’i (çoğunlukla kent) depremlere karşı oldukça savunmasız bölgelerde yaşıyor. Ayrıca Türkiye genelinde iklimsel riskler de artıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, iklimle ilgili yıllık afetlerin 1940’lardan bu yana istikrarlı bir şekilde arttığını ve 2018’in 1900’lerin başından bu yana rekor bir yıl (840 iklimle ilgili afet) olduğunu bildiriyor. Birçok bölge etkilenirken, kentsel alanlar özellikle endişe verici, çünkü risk altındaki varlık ve nüfus sayısı çok daha yüksek ve potansiyel maliyetler/zararlar da öyle. Kentsel dayanıklılık konusu, 2019’un başlarında özellikle büyük şehirlerde yerel seçim gündemine girdi. Ağustos 2019’da, Türkiye 1999 Marmara Depremi’nin 20. yılını anarken, bir dizi yüksek etkili yerel afet, İzmir ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri ile Afyonkarahisar Belediyesi başkanlarını İklim Araştırmaları Derneği (İAD), Afet Bilinci Derneği’ne (ABD). (DAA), Türkiye Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ve Türkiye Belediyeler Birliği’den (TBB) afet risk yönetimi ve iklim değişikliğine uyum önlemleri konusunda tavsiye ve rehberlik talep etmeye yöneltti.

Kentsel dayanıklılık oluşturmak, kendisi de zarar görebilir olan özel sektörün işbirliğini gerektiriyor. TURKONFED’in İAD uzmanlarının da katkıda bulunduğu “KOBİ’lerde Dayanıklılık: Yeni Riskler, Yeni Öncelikler” raporu, tüm işletmelerin %99’undan fazlasını oluşturmaları istihdamın üçte ikisi ve toplam katma değerin yarısından fazlasına katkıda bulunması nedeniyle küçük ve orta ölçekli işletmeleri (KOBİ’ler) Türkiye ekonomisinin omurgası olarak tanımlıyor. Aynı zamanda çoğunlukla aile şirketi olmaları da onları yerelde topluluk ile güçlü bir şekilde bağlıyor. Araştırmalar, afetlerden etkilenen KOBİ’lerin %80’inin afetten sonra faaliyetlerine son verdiğini, sonraki 24 ay içinde de kalanların %15’inin iflas ettiğini gösteriyor. Mevcut zarar görebilirliklere ek olarak, 2020’de Covid-19 salgını halk sağlığını, toplumu ve ekonomiyi etkiledi. Covid-19’un ekonomik etkisinin boyutu ise hala tam olarak bilinmiyor. KOBİ’lerin afet risklerine karşı savunmasızlıkları, faaliyet gösterdikleri yerel topluluklar üzerinde doğrudan etkiye sahip olmanın yanında tüm ekonomiyi kademeli olarak etkiliyor. TURKONFED’in her şehirde STK olarak faaliyet gösteren yerleşik bir dernekler ağı mevcut ve bu kapsamda ihtiyaçları doğrultusunda savunuculuk faaliyetleri gerçekleştirirken, aynı zamanda kapasitelerini güçlendirmek, yeni bilgileri aktarmak ve yerel düzeyde yeni ortaklıklar kurmak için çalışıyorlar.

Şehirler sadece değişen bir risk profiliyle karşı karşıya değil, aynı zamanda çoğu zaman etraflarındaki çevresel, sosyal ve ekonomik sermaye üzerine inşa edilen kentsel bölgeler olarak hareket ediyorlar. Bu, katılımcı yönetişimi ve etkili ortaklıkları sürdürülebilir kalkınma için daha da güçlü bir gereklilik haline getiriyor. Türk toplumu, toplum-devlet ilişkisinde devleti zor durumlarda her zaman ve her koşulda koruması ve yardım etmesi beklenen bir figür olarak tanımlayabiliyor. Afetlere yönelik bu toplumsal yaklaşım, sivil toplum, özel sektör ve kamu sektörünün davranışlarını ve ilişkilerini belirliyor.

  • Kentsel dayanıklılığın yönetişim ile ilgili yönleri genellikle göz ardı ediliyor. Örneğin, bir bina düşük büyüklükteki bir depremden dolayı çöktüğünde, standartların altında kalitedeki inşaatı tolere eden kötü yönetim yerine deprem suçlanabilir.
  • Herhangi bir afetin ardından devletten, mağdurlara insani yardım ve mali tazminat sağlaması bekleniyor. Bu durum hükümeti ve belediyeleri kullanılabilir fon ve kapasiteleri sağlama baskısı altında bırakıyor.
  • Belediyeler ve belediye hizmet şirketlerinin de işletme sürekliliği planları bulunmamaktadır. Tüm çabalar ya hazırlıklı olmaya ya da müdahaleye odaklanıyor.
  • KOBİ′ler, ekonomik önemleri (tüm şirketlerin %99′u) ve topluluklarla sıkı bağları (çünkü çoğu aileye ait ve yakın topluluktan çalışan istihdam ediyor) nedeniyle kentsel dayanıklılık oluşturmada ana aktörler; bununla birlikte, kendi dayanıklılık seviyelerini kabul etmelerini ve yatırım (sermaye veya çaba) yapmalarını engelleyen sürekli bir hayatta kalma çabası içerisindeler. İşletmeler için sigorta oranları %20-30 civarında ve çok azının afete hazırlık veya iş sürekliliği planları var.
  • KOBİ′ler de doğal olarak dahil oldukları toplumun risk ve yönetişim algısını paylaştığından, kentsel dayanıklılık oluşturma konusundaki ortak sorumluluklarını nadiren kabul ediyorlar.